alinin ve ömerin annesi

Your awesome Tagline

6 yorum

İç dök(eme)me yazıları içime sığmıyor adlı çalışmam…
Bu iç dökememe yazısına, kelebeklerin, mevsimi geçmek üzere olan fesleğenlerin, mevsimi geçen ama her şeye rağmen güzel cadde kenarı metropol lalelerinin, adını bilmediğim için kırmızı şemsiye çiçeği diye çağırdığım yeni çiçeğimin, bugün arada bir serpip kaçan yağmurun ve ”mizan”ın Sahibi’ne teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Bu sabah kitaplığımın önünden geçerken, aniden gözüme bir kitap takıldı. Gayet hızlı hareket ediyordum, çünkü polikliniğe yetişmeli, hatta on dakika önce gidip bir poğaçayla çay içebilmeliydim. Koşuşturma sırasında dikkatimi çekmeyi başardığı için fazla da düşünmeden kitabı alıp çantama attım. Yoksa bu aralar kitap okumaya niyetlenmiyorum bile, bu kitabı okur muyum, onu da bilmiyorum. Polikliniğe girer girmez ilk işim pencereyi açıp, aramızın pek iyi olmadığı çiçeklerimi sulamak ve çantamdan kitabımı çıkartmak oldu. Güne Virginia Woolf’la başladım. Bir süre kitabın kapağını açamadım. Çünkü, kitabın kapağında kocaman bir siyah-beyaz fotoğrafı var Virginia’nın… Arkadan topladığı dalgalı saçları, yüzünü gülümsediği halde yorgun ve üzgün gösteren düşük kaşları ve boynundaki tek sıra inci kolyesiyle uzak bir yere bakıyor fotoğraf. Zihnimden film karesi gibi peşpeşe geçen resimler ise nehir kenarında çekilmiş bir sahneyi tekrarlayıp durdu. Sonra güne ölülerle empati kurarak başlamanın iyi bir fikir olmadığına karar verdim ve kitabı okumaya başladım. Bitirir miyim bilmiyorum.
…
Bu iç dökememe yazısını yazmaya karar verdiğim an ile şu an arasında çok fazla değişkenle karşılaştığım için, yazacak olduklarımın bir kısmı önemsizleşti, bir kısmını unuttum, bir kısmını da inek içip dağa kaçtı… Mesela  patlamalar,intiharlar, felaketler, analizler, haberler, hava durumları, küresel ısınma, islamcılar, tesettür eleştirileri, renkli dergiler,renkli fotoğraflar… Mesela spastisitesi olan kızını kucağında taşıyan anne, konuşurken ağlayan antidepresan kullanan birinci kadın, evladından yakınan ve yine ağlayan ikinci kadın, hastalarım… Mesela dokunabildiğim ve dokunamadığım tüm dertler… 
…
Yani,uzun bir hikayeye başlar gibi yazmaya başladığım günümün yarısına geldiğimde aslında dökecek bir derdimin olmadığını ve yazmamın da gereksiz olduğunu anlamış oldum ve iyi ki nokta var diye sözlerime son veriyorum. Nihayetinde iç dökememe yazısı da böyle bir şey işte…

Saygılarımla…

İç dök(eme)me yazıları içime sığmıyor adlı çalışmam…

Bu iç dökememe yazısına, kelebeklerin, mevsimi geçmek üzere olan fesleğenlerin, mevsimi geçen ama her şeye rağmen güzel cadde kenarı metropol lalelerinin, adını bilmediğim için kırmızı şemsiye çiçeği diye çağırdığım yeni çiçeğimin, bugün arada bir serpip kaçan yağmurun ve ”mizan”ın Sahibi’ne teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Bu sabah kitaplığımın önünden geçerken, aniden gözüme bir kitap takıldı. Gayet hızlı hareket ediyordum, çünkü polikliniğe yetişmeli, hatta on dakika önce gidip bir poğaçayla çay içebilmeliydim. Koşuşturma sırasında dikkatimi çekmeyi başardığı için fazla da düşünmeden kitabı alıp çantama attım. Yoksa bu aralar kitap okumaya niyetlenmiyorum bile, bu kitabı okur muyum, onu da bilmiyorum. Polikliniğe girer girmez ilk işim pencereyi açıp, aramızın pek iyi olmadığı çiçeklerimi sulamak ve çantamdan kitabımı çıkartmak oldu. Güne Virginia Woolf’la başladım. Bir süre kitabın kapağını açamadım. Çünkü, kitabın kapağında kocaman bir siyah-beyaz fotoğrafı var Virginia’nın… Arkadan topladığı dalgalı saçları, yüzünü gülümsediği halde yorgun ve üzgün gösteren düşük kaşları ve boynundaki tek sıra inci kolyesiyle uzak bir yere bakıyor fotoğraf. Zihnimden film karesi gibi peşpeşe geçen resimler ise nehir kenarında çekilmiş bir sahneyi tekrarlayıp durdu. Sonra güne ölülerle empati kurarak başlamanın iyi bir fikir olmadığına karar verdim ve kitabı okumaya başladım. Bitirir miyim bilmiyorum.

Bu iç dökememe yazısını yazmaya karar verdiğim an ile şu an arasında çok fazla değişkenle karşılaştığım için, yazacak olduklarımın bir kısmı önemsizleşti, bir kısmını unuttum, bir kısmını da inek içip dağa kaçtı… Mesela  patlamalar,intiharlar, felaketler, analizler, haberler, hava durumları, küresel ısınma, islamcılar, tesettür eleştirileri, renkli dergiler,renkli fotoğraflar… Mesela spastisitesi olan kızını kucağında taşıyan anne, konuşurken ağlayan antidepresan kullanan birinci kadın, evladından yakınan ve yine ağlayan ikinci kadın, hastalarım… Mesela dokunabildiğim ve dokunamadığım tüm dertler… 

Yani,uzun bir hikayeye başlar gibi yazmaya başladığım günümün yarısına geldiğimde aslında dökecek bir derdimin olmadığını ve yazmamın da gereksiz olduğunu anlamış oldum ve iyi ki nokta var diye sözlerime son veriyorum. Nihayetinde iç dökememe yazısı da böyle bir şey işte…

Saygılarımla…

4 yorum

Chris Botti, Sting, Yo-yo Ma, Dominic Miller - Fragile 

one… two… three… four…

Bu aralar ne söylesem, yere düşüp kırılacak sanki. Öyle hissediyorum. Çiçeklerime musallat olan salyangozlarla konuşuyorum sadece.

Günaydın.

(Kaynak: youtube.com)

11 yorum

Waltz By The River - Eleni Karaindrou

İnen-çıkan -dönen büro tipi rahatsız bir sandalyeniz var, vertigo rahatsızlığınız yok ve etrafta da kimse yoksa,

arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve sandalyenizi döndürmeye başlayın. Bu şarkıyı öyle dinleyin. Dönerken bir yandan da yapabiliyorsanız müziğe söz yazın.

Dünya kendi etrafında dönüyor sonra bir de güneşin etrafında dönüyor,

pervaneler ışığın etrafında dönüyor,

dönmekten mülhem çember, çemberden mülhem dönmek var.

Çocukluk oyunları, yağ satarım bal satarımlar da var.

Ne dünyanın ne çocukların ne de pervanelerin başı dönüyor…

Günaydın!

(Kaynak: youtube.com)

7 yorum

Manzome Samphony Mowlana - Alireza Ghorbani - Kamkar 

Eminim oturup uğraşsam, Farsca’yı google translate’den daha iyi çeviririm.

Şimdilik eve dönüş yolunda ‘Ey heyaaat!’ deyip duracağım, o kesin…

Kalabalık ve yoğun bir günün sonunda, youtube durduk yere karşıma Mevlana ve Senfoni’yi çıkardıysa vardır bi hikmeti dedim, dinledim. Pişman değilim…

Ey heyaaat! Ey heyaaat!

Hayırlı akşamlar…

(Kaynak: youtube.com)

7 yorum

avaz ensemble-gözelim sensen

Bugün kendime iki tane dergi hediye ettim.

Bugün dergilerdeki şiirleri okudum. Bazılarını okuyup ‘cık cık cık! ben bile daha güzelini yazarım’ dedim. Evet bugün pek bi kötüyüm.

Bugün, kafamın içinde bir bülbül dolaştı durdu. Sanırım yeni masal kahramanım o bülbül. Biraz daha hayal kurmam gerek.

Bugün, teyze hastalarımdan biri, dallı güllü bir eteklik getirmiş bana. Namaz kılarken bunu giy e mi kızım dedi. Tamam teyzecim dedim.

Bugün, bu şarkıyı da ninni ilan etmiş bulundum.

Gidip biraz daha şiir okuyup, burun kıvırıp döneceğim.

(Kaynak: youtube.com)

13 yorum

Kelebek kelebek kelebek deyince kelebek geliyorsa, daktilo daktilo daktilo dediğimizde de daktilo gelmesi lazım gelir. Matematikte doğru orantı diye birşey var değil mi! Ayrıca ‘kalp kalbe karşıdır’ diye birşeyler de var! Sonra telepati, telekinezi, efendime söyleyeyim başka……..Hıh işte tam da burada kısa devre yapıyoruz. cızzzzzt diye hem de! Bir de şiir yazmış ya hu! Bir de şiir yazmış! 

Kelebek kelebek kelebek deyince kelebek geliyorsa, daktilo daktilo daktilo dediğimizde de daktilo gelmesi lazım gelir. Matematikte doğru orantı diye birşey var değil mi! Ayrıca ‘kalp kalbe karşıdır’ diye birşeyler de var! Sonra telepati, telekinezi, efendime söyleyeyim başka……..Hıh işte tam da burada kısa devre yapıyoruz. cızzzzzt diye hem de! Bir de şiir yazmış ya hu! Bir de şiir yazmış! 

18 yorum

Ben işaretlere inanırım. Kalbimi bizzat kendi avucumla sıkıştırdığım sıkıntıları verenin, felçli ellerimi gevşetecek ufacık ilaçlar gönderdiğine ve kalbimi açacağına inanırım. İnanırım da çabuk unuturum. O da bana hatırlatır. Hep hatırlatır.
Ben dua’nın ve kardeşi ümidin, reçetelere yazdığım tüm kimyasalları sollayan şifa yanına inanırım. Çocukların avucuna meleklerin bıraktığı dualara inanırım. Durduk yere önüme çıkıp dilime dua öğreten kelebeklere inanırım. İnanırım da unuturum. O da bana hatırlatır. Hep hatırlatır.
Ben arada bir mızmızlanırım. İşaretleri, ümidi ve dua etmeyi, şükretmeyi unuturum. Dua ederken ne diyeceğimi de unuturum. Sonra yine Musa’nın duası, sabahlardan birinde alacakaranlıkta avucuma düşer, utanırım;
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي
وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي
يَفْقَهُوا قَوْلِي (Tâhâ 25-28)
‘Rabbim yüreğime genişlik ver, işimi bana kolaylaştır ve dilimden düğümü çöz ki sözümü anlasınlar’
Sonra dört yaşında, kara gözleri pırıl pırıl gülen, lüle saçlı, yumuk avuçlu bir kız çocuğu gelir; doktor abla sana kelebek getirdim, biraz da öksürük, der…  Masamdaki fesleğeni koklar; ne kadar güzel kokuyor, der…
Reçetesine öksürük şurubu, ellerine bir avuç fesleğen tutuşturup gönderir, mavi kelebeğimi duvara, kelebek sevincini göğsüme asarım…
Tam da bahar gelmedi diye mızıkçılık yaparken, Feyza’nın kelebeği baharı getirdi, altı üstü kuru kalem eğri büğrü bir kelebek değil işte o; dua ettiren, kalbi genişleten, baharı getiren ufacık işaretim benim o, Allah’ım yine de herşeyime rağmen beni hala seviyor musun sorusunun cevabının ümidi o…
Bahar geldi, adlı çalışmam…

Ben işaretlere inanırım. Kalbimi bizzat kendi avucumla sıkıştırdığım sıkıntıları verenin, felçli ellerimi gevşetecek ufacık ilaçlar gönderdiğine ve kalbimi açacağına inanırım. İnanırım da çabuk unuturum. O da bana hatırlatır. Hep hatırlatır.

Ben dua’nın ve kardeşi ümidin, reçetelere yazdığım tüm kimyasalları sollayan şifa yanına inanırım. Çocukların avucuna meleklerin bıraktığı dualara inanırım. Durduk yere önüme çıkıp dilime dua öğreten kelebeklere inanırım. İnanırım da unuturum. O da bana hatırlatır. Hep hatırlatır.

Ben arada bir mızmızlanırım. İşaretleri, ümidi ve dua etmeyi, şükretmeyi unuturum. Dua ederken ne diyeceğimi de unuturum. Sonra yine Musa’nın duası, sabahlardan birinde alacakaranlıkta avucuma düşer, utanırım;

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي

وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي

يَفْقَهُوا قَوْلِي (Tâhâ 25-28)

‘Rabbim yüreğime genişlik ver, işimi bana kolaylaştır ve dilimden düğümü çöz ki sözümü anlasınlar’

Sonra dört yaşında, kara gözleri pırıl pırıl gülen, lüle saçlı, yumuk avuçlu bir kız çocuğu gelir; doktor abla sana kelebek getirdim, biraz da öksürük, der…  Masamdaki fesleğeni koklar; ne kadar güzel kokuyor, der…

Reçetesine öksürük şurubu, ellerine bir avuç fesleğen tutuşturup gönderir, mavi kelebeğimi duvara, kelebek sevincini göğsüme asarım…

Tam da bahar gelmedi diye mızıkçılık yaparken, Feyza’nın kelebeği baharı getirdi, altı üstü kuru kalem eğri büğrü bir kelebek değil işte o; dua ettiren, kalbi genişleten, baharı getiren ufacık işaretim benim o, Allah’ım yine de herşeyime rağmen beni hala seviyor musun sorusunun cevabının ümidi o…

Bahar geldi, adlı çalışmam…

21 yorum

Belki de bahar gelmiştir.
Fesleğenlere elimizi sürmeyi sonra da kokusunu içimize çekmeyi unutuyorsak, çok zorsa herşey, herşey gerçekten çok zorsa, dolunaydan, tutulan aydan, aydedenin üzerinde saklı asık suratlı gölgelerden korkuyorsak, içdök(eme)me yazıları yazmak istiyorsak sürekli, fakat yazmıyorsak, cümleler kendiliğinden devriliyorsa, şiir çok uzaktaysa, en önemlisi burnumuzun dibindeki fesleğenleri koklamayı unutuyorsak… 
Belki de bahar gelmemiştir…adlı çalışmam.

Belki de bahar gelmiştir.

Fesleğenlere elimizi sürmeyi sonra da kokusunu içimize çekmeyi unutuyorsak, çok zorsa herşey, herşey gerçekten çok zorsa, dolunaydan, tutulan aydan, aydedenin üzerinde saklı asık suratlı gölgelerden korkuyorsak, içdök(eme)me yazıları yazmak istiyorsak sürekli, fakat yazmıyorsak, cümleler kendiliğinden devriliyorsa, şiir çok uzaktaysa, en önemlisi burnumuzun dibindeki fesleğenleri koklamayı unutuyorsak…

Belki de bahar gelmemiştir…adlı çalışmam.

8 yorum

داستان پرنده هاي شهر من - حميدرضا آفريده - Hamidreza afarideh

Beşyüzüncü posta…

Tam beşyüz tane masal yazasım var.

Çünkü masal yazarken;

uzaya ışınlanmış,

aydedenin çenesinde oturup bir bardak çay içmiş,

oradan dünyayı denizlerden ve dağlardan ibaret, insansız-sorunsuz-acısız bir küre gibi görmüş,

sanmış da dönmüş kadar oluyor insan.

Bi denesenize!

(Kaynak: youtube.com)

4 yorum

Kyrié Allah - Et Maintenant On Va Où?

masal

ninni

dua

bahar

bereket

İçinde bütün bu kelimeler geçen yedi cümlelik bir rüya…

O dilerse yazar elbet…

(Kaynak: youtube.com)

Takip et: @zehrabetulc