İç dök(eme)me yazıları içime sığmıyor adlı çalışmam…
Bu iç dökememe yazısına, kelebeklerin, mevsimi geçmek üzere olan fesleğenlerin, mevsimi geçen ama her şeye rağmen güzel cadde kenarı metropol lalelerinin, adını bilmediğim için kırmızı şemsiye çiçeği diye çağırdığım yeni çiçeğimin, bugün arada bir serpip kaçan yağmurun ve ”mizan”ın Sahibi’ne teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Bu sabah kitaplığımın önünden geçerken, aniden gözüme bir kitap takıldı. Gayet hızlı hareket ediyordum, çünkü polikliniğe yetişmeli, hatta on dakika önce gidip bir poğaçayla çay içebilmeliydim. Koşuşturma sırasında dikkatimi çekmeyi başardığı için fazla da düşünmeden kitabı alıp çantama attım. Yoksa bu aralar kitap okumaya niyetlenmiyorum bile, bu kitabı okur muyum, onu da bilmiyorum. Polikliniğe girer girmez ilk işim pencereyi açıp, aramızın pek iyi olmadığı çiçeklerimi sulamak ve çantamdan kitabımı çıkartmak oldu. Güne Virginia Woolf’la başladım. Bir süre kitabın kapağını açamadım. Çünkü, kitabın kapağında kocaman bir siyah-beyaz fotoğrafı var Virginia’nın… Arkadan topladığı dalgalı saçları, yüzünü gülümsediği halde yorgun ve üzgün gösteren düşük kaşları ve boynundaki tek sıra inci kolyesiyle uzak bir yere bakıyor fotoğraf. Zihnimden film karesi gibi peşpeşe geçen resimler ise nehir kenarında çekilmiş bir sahneyi tekrarlayıp durdu. Sonra güne ölülerle empati kurarak başlamanın iyi bir fikir olmadığına karar verdim ve kitabı okumaya başladım. Bitirir miyim bilmiyorum.
…
Bu iç dökememe yazısını yazmaya karar verdiğim an ile şu an arasında çok fazla değişkenle karşılaştığım için, yazacak olduklarımın bir kısmı önemsizleşti, bir kısmını unuttum, bir kısmını da inek içip dağa kaçtı… Mesela patlamalar,intiharlar, felaketler, analizler, haberler, hava durumları, küresel ısınma, islamcılar, tesettür eleştirileri, renkli dergiler,renkli fotoğraflar… Mesela spastisitesi olan kızını kucağında taşıyan anne, konuşurken ağlayan antidepresan kullanan birinci kadın, evladından yakınan ve yine ağlayan ikinci kadın, hastalarım… Mesela dokunabildiğim ve dokunamadığım tüm dertler…
…
Yani,uzun bir hikayeye başlar gibi yazmaya başladığım günümün yarısına geldiğimde aslında dökecek bir derdimin olmadığını ve yazmamın da gereksiz olduğunu anlamış oldum ve iyi ki nokta var diye sözlerime son veriyorum. Nihayetinde iç dökememe yazısı da böyle bir şey işte…
Saygılarımla…








